BAĞIMLILIK TEDAVİSİNİN BİR PARÇASI OLARAK AİLE
Bir aile üyesi bağımlı olduğunda tüm aile etkilenir bu nedenledir ki bağımlılık birçok araştırmacı tarafından bir aile hastalığı olarak kabul edilmektedir. Araştırmalara göre bağımlı bir aile üyesinin olduğu ailelerde utanç, inkar, suçluluk, yas, öfke ve keder gibi olumsuz duygulardan ruh sağlığı sorunlarına kadar birçok olumsuz duygu durum gözlenebilmektedir. Bu durumlar aile üyelerinin sağlığı üzerinde olumsuz etkiler oluşturmaktadır.
Madde kötüye kullanımı bir aile sorunudur ve önleme programlarının aileleri güçlendirmeyi amaçlaması gerekmektedir. Bağımlılığa özgü aile içi risklerin tespit edilmesi ve ailelerin ihtiyaçlarının belirlenmesi tedavi programlarının etkililiği arttırmaktadır. Aile, tedavi sürecinde çok önemli bir sosyal destek kaynağıdır. Algılanan sosyal desteğin kuvvetli olması tedavinin başarısını olumlu yönde etkilemektedir ve nüks sıklığını azaltmaktadır.
Madde kullanıcılarının ailelerinden algıladıkları sosyal destek, problem çözme sürecine ve tedaviye güveni artırmaya destek olur. Madde bağımlılığı olan bireylerin ailelerinden algıladıkları desteğin bilişsel ve duygusal boyutları olduğu ifade edilmektedir. Bu boyutların içinde ise duygusal destek, takdir desteği, bilgi desteği ve güven desteği yer almaktadır. Aile ilişkilerinin bozuk olması madde kullanımıyla güçlü bir şekilde bağlantılıdır ve tedaviden sonra bağımlılığı olan bireylerin nüksetmesinde önemli bir işlev görmektedir.
Aile içi iletişim ve etkileşimin zayıflığı, aile içinde çatışmaların olması bağımlılığı sürdüren etmenler arasında yer almaktadır. Alkol ve metamfetamin kullanıcılarının aile ilişkilerinin araştırıldığı bir çalışmada metamfetamin kullanıcılarının, alkol kullanıcılarına göre babalarıyla iyi ilişkiler kurmakta zorluk çektiği bulunmuştur. Eroin kullanıcılarının ailelerinde bağ kurdukları kişi sayısı arttıkça haftalık kullanım sıklıklarının düştüğü bulunmuştur.
Tedavi sürecini olumlu yönde etkileyen faktörler arasında aile bağlarının güçlendirilmesi, kuralların net olması ve sorumlulukların belirlenmesi gibi unsurlar yer almaktadır. Liddle ve arkadaşlarına göre ebeveynlik becerilerini geliştirme, etkili iletişim yöntemlerini öğretme ve bağımlılıkla mücadele eden kişilerle etkileşimi artırma madde kullanımının azalmasına yardımcı olmaktadır.
Ailenin tedavideki rolü değerlendirilirken eş bağımlılık kavramının atlanmaması gerekir. İnsan doğası gereği başka insanlara yardım etmek ister ancak eş bağımlılık söz konusu olduğunda bu yardım etme isteği madde kullanıcısının madde kullanma eğilimini devam ettirmesini daha kolay ve basit hale getirebilir yani aile üyeleri bilinçli ya da bilinçsiz olarak madde kullanımını büyütür, korur ve destekler. Eş bağımlı davranış örnekleri arasında para vermek, madde etkisi altında verilen zararları onarmak, bağımlı yakınının bağımlılığını saklamak için diğer insanlara yalan söylemek, bağımlı yerine tüm sorumlulukları almak sayılabilir.
Eş bağımlı davranışlar ve bağımlılıklar arasındaki ilişkiyi saptayan araştırmalar bulunmaktadır. Kaplan ve Özbaran’a (2024) göre aile üyelerinde eş bağımlılık düzeyi arttıkça bağımlılık şiddeti artmaktadır. Opiyat ve alkol bağımlısı bireylerin eşleri ile yapılan bir araştırmanın bulgularına göre eşlerin %60’ı şiddetli eş bağımlılık örüntüsü göstermektedir. Madde bağımlılığı olan bireylerin aileleri ile yapılan nitel bir çalışmada aile üyelerinin suçluluk, korku, utanç, üzüntü ve mahcubiyet duyguları hissettiği bulunmuştur. Eş bağımlı davranış örüntüleri ise yoğun acı çekme, kendisinin ve bağımlı yakınının durumunu inkar etme ve kontrol etme olarak bulunmuştur. Bağımlılık tedavisine aile üyelerinin katılımı ve aile üyelerindeki eş bağımlılık örüntüsünün tespit edilmesi tedavinin gidişatı için son derecede önemli bir rol oynamaktadır. Eğer bir aile üyesinde eş bağımlılık örüntüsü varsa ve tedavi sistemine dahil edilmediyse eş bağımlı davranışların bağımlılık davranışını devam ettirme niteliği olduğu unutulmamalıdır.
Aile üyelerinin bağımlılık karşısında nasıl davranmaları gerektiğini bilmedikleri ve karşılaşılan sorunlarla işlevsel olmayan başa çıkma yöntemleri kullandıkları gözlenmiştir. Aile üyelerinde gözlenen olumsuz davranış kalıpları bağımlılık davranışının sürdürülmesi ve artırılmasına sebep olmaktadır. Bu durum bir yandan da ailenin işlevselliğini de olumsuz etkilemektedir. Bu sebeple ailelerin bağımlılık tedavi sürecine katılımı son derece önemlidir. Aile mümkünse değerlendirme sürecinde veya tedavinin başlarında tedaviye dahil olmalıdır.
Kahyaoğlu ve arkadaşlarının çalışmasında aile bireylerinin katıldığı seans sayısı arttıkça madde kullanmama süresinin de arttığı görülmüştür. Aile üyesinin tedaviye katılımı, bağımlı olan bireyin tedaviye uyumunu artırmış ve tedaviyi bırakma oranını azaltmıştır. Madde bağımlılığı olan kadınlarla yapılan bir çalışmada aile desteğinin tedavi sürecinde motivasyon artırıcı bir özelliği olduğu ve tedavi sürecine ailelerin katılımının önemli olduğu bulunmuştur.
Martin ve arkadaşlarının çalışmasında aile üyeleri tedaviye katılanlarda katılmayanlara göre programı tamamlama oranının %13 daha fazla olduğu görülürken, 20 ay süren takip sürecinde ise herhangi bir madde kullanmama oranının %15 daha yüksek olduğu bulunmuştur. Aile terapisi, yalnızca birkaç seansta bile olsa, aile üyelerinde suçluluk veya kafa karışıklığı duygularını azaltmada etkindir. Ayrıca aile danışmanlığı, aileyi bağımlı kişinin iyileşmesini hızlandırmak ve sürdürmek için gerekli olan değişikliklere hazırlamada önemlidir.
Madde bağımlılığı tedavisine yönelik çağdaş aile temelli yaklaşımlara göre, iletişim becerileri, edimsel koşullama ve çatışma çözme dahil olmak üzere çeşitli ailesel becerileri artırmak tedavi sürecinin önemli bir parçasıdır.
Psikolog Burak Köse
Yörünge Bağımlılıkla Mücadele Derneği Başkanı